21 Nisan 2008 Pazartesi

HURİLER HAKKINDA


Huri Seks Objesi midir?

Hadislere dayanarak bir takım gelenekçi Müslümanlar cennete girdiklerinde 70 tane huri ve bu dünyadan 2 tane inanan kadınla ödüllendirileceklerini düşünürler. Hadislerde ve günümüzde ve daha önce yapılmış Kuran çevirilerinde bulunan tasvirler, kadınları ve Allah’a ve Kuran’ın doğruluğuna inanan tüm erkekleri rencide edecek türdendir. Bu genç, güzel hurilerin geçtiği ayetleri toplama görevini ben üstlendim. Kuran’ın yorumunda bir yanlışlık olduğuna ikna olmuştum. Daha sonra bu ayetlerin anlaşıldığından çok farklı şeyleri ima ettiğini gördüğümde çok şaşırdım. Bu yalanın bu kadar sürmesine şok olmuştum. Bu ayetlerin içeriği yiyecek, içecek, rahat mobilyalar ve diğer “nesneler”di. Hala birçok Müslüman’ın inandığı gibi hurilerden bahsedilmiyordu.
Hur kelimesi bir sıfattır ve saf / kristal beyazı anlamlarına gelir. Ayetlerdeki tanımlamaları incelemeden önce inşallah gidersek cennette kiminle birlikte olacağımıza bakalım.Cennette kimlerle olunacak?
İnananlar eşleriyle birlikte olacaklar. 36:56′da geçen “ezvecuhum” ( -onların- eşleri ) kelimesi belli bir cinse hitap etmiyor. 2:25, 4:57 ayetleri eşleri saf / temiz olarak anlatıyor (ezvacüm mütühheratün).
36:54-56
Diyanet Vakfı 54. O gün hiçbir kimse en ufak bir haksızlığa uğramaz. Siz orada ancak yaptıklarınızın karşılığını alırsınız.Arapçası: Fel yevme la tuzlemü nefsün şey’ev vela tüczevne illa ma küntüm ta’melunDiyanet Vakfı 55. O gün cennetlikler, gerçekten nimetler içinde safa sürerler.Arapçası: İnne ashabel cennetil yevme fı şüğulin fakihunDiyanet Vakfı 56. Onlar ve eşleri gölgeler altında tahtlara kurulurlar.Arapçası: Hüm ve ezvacühüm fı zılalın alel eraiki müttekiunSoylarından inançlarını izleyenler de bu kişilere katılır.
59:21
Diyanet Vakfı 21. İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tâbi olanlar (var ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Onların amellerinden de bir şey eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir.
Bu, 40:8 ayetinde tekrar doğrulanıyor:
40:7-8
Diyanet Vakfı 7. Arş’ı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini hamd ile tesbih ederler, O’na iman ederler. Müminlerin de bağışlanmasını isterler: Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru! (derler).Diyanet Vakfı 8. Rabbimiz! Onları da, onların atalarından, zevcelerinden, nesillerinden iyi olanları da kendilerine vâdettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz azîz ve hakîm olan sensin!
Anahtar Kelimeler ve Yanlış Yorumlamalar:
Aşağıda bu “hurilerin” niteliklerini bugün yorumlandığı şekilde listeledim. Bu ayetlerin çoğunda çevirmenlerin hayal ettiği gibi bir özne bulunmamakta ve anlaşılan çevirmenler, bu özneyi bulmak için önceki ayetlere veya içeriğe bakma gereği duymamış.
Hurun: temiz kadınlar / huriler(bi) hurin aynin: iri gözlü hurilerKasiratut tarfi: gözlerini sakınan (huriler)Kasiratut tarfi ayn: gözlerini sakınan (huriler)Hayratun hisan: güzel (kadınlar)Etraben: yaşıt (huriler)Kevaibe etraben: (göğüsleri) tomurcuklanmış yaşıt (huriler); güzel yaşıt (eşler)‘Uruben etraben: mükemmel eşleştirilmiş.
Şimdi bu “huri”lerin niteliklerini Kuran’dan inceleyelim.
55. Ayetteki “Kasiratut Tarfi” ve “hurun”
Rahman Suresini cennetin gizli kalmış yönlerini ortaya çıkarmada anahtar surelerden biri olarak görüyorum. Bu Sure boyunca ilginç bir çiftelik ve karşıtlık teması işlenmiş.
Bir not olarak şunu bilmenizi isterim ki Arapça’da isimler eril veya dişil formlarda olabiliyor ve 3′e ayrılırlar: tekil, ikili ve çoğul. 55. Surede bunların arasındaki geçişlere tanık olacağız.
İkiliden Çoğul Forma Geçiş:
55:46-61
Diyanet Vakfı 46. Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimselere iki cennet vardır.Edip Yüksel 46. Rabbinin görkeminden korkan (cin ve insan) lar için iki cennet vardır.Arapçası: Ve limen hafe mekame rabbihi cennetani.
Diyanet Vakfı 47. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?Edip Yüksel 47. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
Diyanet Vakfı 48. İki cennet de çeşit çeşit ağaçlarla doludur.Edip Yüksel 48. Türlü besinlerle doludur her ikisi.Arapçası: Zevata efnanin.
Diyanet Vakfı 49. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Edip Yüksel 49. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
Diyanet Vakfı 50. İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır.Edip Yüksel 50. İçlerinde akan pınarlar vardır.Arapçası: Fiyhima ‘aynani tecriyani.
Diyanet Vakfı 51. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Edip Yüksel 51. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
Diyanet Vakfı 52. İkisinde de her türlü meyveden çift çift vardır.Edip Yüksel 52. İkisinde de her meyveden iki çeşit vardır.Arapçası: Fiyhima min kulli fakihetin zevcani.
Diyanet Vakfı 53. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Edip Yüksel 53. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
Diyanet Vakfı 54. Hepsi de örtüleri atlastan minderlere yaslanırlar. İki cennetin de meyvesinin devşirilmesi yakındır.Edip Yüksel 54. Astarları atlastan yataklara yaslanırlar, her iki cennetin meyveleri pek yakındır.Arapçası: Muttekiiyne ala furuşim betainuha min istebrak ve cenel cenneteyni dan.
Diyanet Vakfı 55. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Edip Yüksel 55. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
Diyanet Vakfı 56. Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş güzeller var ki, bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.Edip Yüksel 56. Oralarda, daha önce ne bir insan ne de bir cin tarafından dokunulmamış, bakışlarını dikmiş eşler vardır.Arapçası: Fihinne kasıratut tarfi lem yatmishunne insun kablehum ve la can
Diyanet Vakfı 57. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Edip Yüksel 57. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
Diyanet Vakfı 58. Sanki onlar yakut ve mercandırlar.Edip Yüksel 58. Onlar yakut ve mercan gibidirler.Arapçası: Ke ennehunnel yakıtı vel mercan
Diyanet Vakfı 59. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Edip Yüksel 59. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
Diyanet Vakfı 60. İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?Edip Yüksel 60. İyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil midir?Arapçası: Hel cezaul ıhsani illel ihsan
Diyanet Vakfı 61. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Edip Yüksel 61. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
Gördüğünüz gibi 55:47-48 arası iki cennetten / bahçeden bahsediyor. Çift form olan “Fihinna” (onların ikisinin içinde) 55:50 ve 55:52 ayetlerinde geçen iki cennetin içindekileri ima ediyor. 55:54 ayeti ise ikiye ayrılıyor, ilk kısım cennetle mükafatlandırılan erkek ve kadınların durumundan:
“Hepsi de örtüleri atlastan minderlere yaslanırlar.”
İkincisi ise bahçelerdeki ağaçların meyvelerinin ne kadar rahat alınabileceğinden bahsediyor:
“İki cennetin de meyvesinin devşirilmesi yakındır.”
69:23 ayetinde de “kutufuha daine” (meyveleri sarkmış / yakın) sözcüğüne rastlıyoruz.
69:22-23
Diyanet Vakfı 22. Yüce bir cennette,Edip Yüksel 22. Yüksek bir cennette (bahçede),
Diyanet Vakfı 23. Meyveleri sarkmış halde.Edip Yüksel 23. Meyveleri ulaşılabilecek mesafededir.
55:50 ve 55:52′de bulunan çift formlardan “fihina” (onlarda) çoğul dişil forma geçiş görüyoruz, yani bunlar “iki bahçede bulunan” “varlıkları” betimliyor olamaz.
“Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz??” Arapçası: “Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani”
“Tukezzibani” (yalanlamak) fiili ikili yapıda. “Hüna” zamirinin işaret ettiği kalan tek makul nesne 55:54 ayetinin sonundaki “meyveler”dir.
İffetli olmak Kuran’da her zaman “hifzul ferc” olarak geçer, “kasıratut tarfi” ayete bakıldığında zorlama bir anlam olarak göze çarpıyor. Bu kelimenin bakışları / gözleri kaçırmak olduğu var sayılıyor. Ancak gözleri alçaltmak Kuran’da 24:30 ve 31 ayetlerinde olduğu gibi “ğadül besar” olarak geçer. Cennet iffet ve namus kavramlarının olduğu bir yer değildir zaten. Cennet inananların ödüllendirileceği ve bir daha yaptıklarından sorumlu tutulmayacağı bir yerdir. “Bakışlarını alçaltmak” buraya uymadığı gibi Kuran incelendiğinde de tutarsız olduğu görülecektir. “Kasırat” kelimesinin kökü “kasera” kısaltmak anlamına gelir. “Taraf” kelimesi ise “uç” demektir, 11:114 ve 20:130 ayetlerinde geçer. Aynı zamanda kol ve bacak yani insan vücudundaki uzuvlar, “el etraf” (uçlar) kelimesiyle anlatılabilir. Bu nedenle “kasıratut tarfi” ellerinizi bile uzatmadan veya hiçbir çaba sarf etmeden kolayca yetişilen meyvelerin tanımlarından biridir.
Cennetin meyvelerinin kolayca ulaşılabilirliğini 76:14 ayeti de şöyle anlatır:
76:14
Diyanet Vakfı 14. (Cennet ağaçlarının) gölgeleri, üzerlerine sarkar; kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine sunulur.Edip Yüksel 14. Ağaçların gölgesi üzerlerine sarkmış ve meyveler yaklaştırılarak koparılmaları kolaylaştırılmıştır.Arapçası: Ve daniyeten ‘aleyhim zılaluha ve zullilet kutufuha tezliylen
“lem yatmishunne insun kablehum ve la can”: onlara ne cin ne insan dokundu?
Bağlam “hurilerden” bahsediyor olsaydı yukarıdaki ayet daha sonra bunlara dokulacak gibi bir anlama gelirdi. Bu yakışıksız, hayali bir yorumdur.Kuran’da “dokunmak” olarak kullanılan kelime “messe” veya “temesse”‘dir (2:236-237, 3:47, 19:20, 33:49, 58:3-4, vb…)
55:57′deki “tamase” denemek / tatmak / bozmak veya tüketmek olarak çevrilebilir. Cennetteki yiyecek ve içecekler Dünya’da tadılanlar gibi olmayacak, saf ve her açıdan mükemmel olacaklar.
55:58′deki “yakuplar ve mercanlar gibi” sözü de yine bu meyvelerden bahsediyor.
Hayratun Hısan (55:70)
55:62-74
Diyanet Vakfı: 62. Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır..Edip Yüksel 62. O ikisinin ötesinde iki cennet daha var.Arapçası: Ve min dunihima cennetan
Diyanet Vakfı 63. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Edip Yüksel 63. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Arapçası: Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
Diyanet Vakfı 64. Bu cennetler koyu yeşildirler.Edip Yüksel 64. Yemyeşildirler.Arapçası: Mudhammetan
Diyanet Vakfı 65. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Edip Yüksel 65. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Arapçası: Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
Diyanet Vakfı 66. İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır.Edip Yüksel 66. İkisinde de fışkıran iki kaynak vardır.Arapçası: Fihima aynani neddahatan.
Diyanet Vakfı 67. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Edip Yüksel 67. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Arapçası: Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
Diyanet Vakfı 68. İkisinde de her türlü meyveler, hurma ve nar vardır.Edip Yüksel 68. Her ikisinde de meyvalar, hurmalar ve narlar vardır.Arapçası: Fihima fakihetuv ve nahluv ve rumman
Diyanet Vakfı 69. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Edip Yüksel 69. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Arapçası: Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
Diyanet Vakfı 70. İçlerinde huyu güzel yüzü güzel kadınlar vardır.Edip Yüksel 70. Her ikisinde de iyilikler, güzellikler vardır.Arapçası: Fihinne hayratun hısan
Diyanet Vakfı 71. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Edip Yüksel 71. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Arapçası: Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
Diyanet Vakfı 72. Otağlar içinde sahiplerine tahsis edilmiş hûriler vardır.Edip Yüksel 72. Çadırlara kapanmış güzellerArapçası: Hurum maksuratun fil hıyam
Diyanet Vakfı 73. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Edip Yüksel 73. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?Arapçası: Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
Diyanet Vakfı 74. Bunlara onlardan önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur.Edip Yüksel 74. Daha önce onlara ne insan ne de cin dokunmamıştı.Arapça: Lem yatmishunne insun kablehum ve la can
55:70 ayetindeki “Fihinne hayratun hısan” 55:62, 55:64, 55:66 ve 55:68 ayetlerinde ikili yapıdan (fihima) çoğul dişil yapıya (fihina) geçiş var. Bundan dolayı zamirin bildirdiği iki bahçe (veya içindekiler) değil 55:68′den önce bahsedilen “meyve, hurma ve narlardır.” “Hayrat” ve “hisan” kelimeleri sıfattır ve ayette çevirmenlerin eklediği gibi bir özne geçmez.
“Fihinne hayratun hısan” : “Onlarda üstün iyilik / faydalar (vardır)”
55:72′deki “Hurum maksuratun fil hıyam” anlatılmakta olan şeylerin (meyveler) ve bunların niteliklerinin devamıdır. Ayette yine bir özne yok. “Hurun” saf / temiz demektir.
Artı ayette anlatılanın çadırlara kapatılmış “huriler” olduğunu düşünmek mantıksızdır. “Maksuratun fil hıyam” hemen yakında olan yığın halindeki meyveleri anlatıyor. 55:74 tekrar bu meyvelerin daha önce kimse tarafından tüketilmemiş olduklarını yazar: Daha önce onlara ne insan ne de cin dokunmamış / tüketmemiştir.
Büyük Gözlü Huriler? (56:22)
56:15-24
Diyanet Vakfı 15. Cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler,Edip Yüksel 15. Lüks mobilyalar üzerinde,Arapçası: ‘ala sururin medunetun
Diyanet Vakfı 16. Onların üzerlerinde karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.Edip Yüksel 16. Karşılıklı yaslanmışlardır.Arapçası: Muttekiiyne ‘aleyha mutekabiliyne
Diyanet Vakfı 17. Çevrelerinde, (hizmet için) ölümsüz gençler dolaşır;Edip Yüksel 17. Onlara ölümsüz gençler servis yaparlar.Arapçası: Yetufu ‘aleyhim veldanun muhalledune
Diyanet Vakfı 18. Maîn çeşmesinden doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.Edip Yüksel 18. Kaynaktan doldurulmuş bardaklar, sürahiler ve kadehlerle.Arapçası: Biekvabin ve ebariyka ve ke’sin min ma’ıynin
Diyanet Vakfı 19. Bu şaraptan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.Edip Yüksel 19. Ne ara verirler ne de yorulurlar.Arapçası: La yusadda’une ‘anha ve la yunzifune
Diyanet Vakfı 20. (Onlara) beğendikleri meyveler,Edip Yüksel 20. Ve beğendikleri meyveler…Arapçası: Ve fakihetin mimma yetehayyerune
Diyanet Vakfı 21. Canlarının çektiği kuş etleri,Edip Yüksel 21. Canlarının çektiği kuş etleri…Arapçası: Ve lahmi tayrin mimma yeştehune
Diyanet Vakfı 22. İri gözlü hûriler,Edip Yüksel 22. Güzel eşler…Arapçası: Ve hurun ‘ıynun
Diyanet Vakfı 23. Saklı inciler gibi.Edip Yüksel 23. Korunmuş inciler gibi…Arapçası: Keemsalillu’luilmeknuni
Diyanet Vakfı 24. Yaptıklarına karşılık olarak (verilir).Edip Yüksel 24. Yapmış olduklarına bir karşılık olarak verilir.Arapçası: Cezaen bima kanu ya’melune
Öncelikle bahsi geçen nesnelere bakalım:
56:15: Rahat mobilyalar/Cevherlerle işlenmiş tahtlar56:18: Temiz bir içkiyle doldurulmuş bardaklar, sürahiler ve kadehlerle56:20: İstedikleri meyveler56:21: İstedikleri kuş etleri56:22: “vehurun aynun” -Bunlar iri gözlü kadınlar olabilir mi?-
Dikkat ederseniz, ayette bazı çevirmenlerin ayete, orijinalinde olmayan kadınlar / eşler gibi kelimeler ilave ettiğini göreceksiniz. Cümledeki tek özne “göz” olarak anlaşılan “ayn” kelimesidir.
Listedeki diğer nesneler ise inanan kadın ver erkekler için verilecek birer objedir. 22. ayetteki bu “varlıklar” diğelerinin aksine detaylı bir şekilde anlatılmamış, sadece gözlerinin büyük ve saf olduğu belirtilmiş. Bu da Kuran’ın gerçek manasını yok etmek için çevirmenlerin ürettiği bir fantaziden başka bir şey değildir. “Hurun” kelimesi yalnızca saf ve kristal beyazı anlamına gelir. “Ayn” ise hem “göz” hem de “pınar” anlamına gelebilmektedir. İki kullanımda Kuran’da yaygındır:
Ayn kelimesinin “göz” anlamına geldiği ayetler için şu ayetlere bakın: 3:13, 5:45, 5:83, 7:116, 7:179, 7:195, 8:44, 11:31, 12:84, 15:88, 18:28, 20:40, 76:6 vb…
“Pınar” anlamları için: 2:60, 7:160, 15:45, 26:57, 55:50, 55:66, 76:18 etc…
“Hurun Aynun” temiz / berrak nehirler demektir.
2:25Diyanet Vakfı 2:25 İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rızık olarak yedirildikçe: Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir bu, derler. Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada ebedî kalıcılardır.
4:57Diyanet Vakfı 4:57 İnanıp; iyi işler yapanları da, içinde ebediyen kalmak üzere girecekleri, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve onları koyu (tatlı) bir gölgeye koyarız.
Aniden, 55. surede resmi çizilen ve cennetin vazgeçilmez öğesi olan “saf nehirlerin” 56. Surenin de bir parçası olduğunu görüyoruz.
56. Sureyi tekrar çevirip taşların nasıl yerlerine oturduğunu görelim:
56:18-24 “Doldurulmuş bardaklar, sürahiler, ve kadehler (bunların doldurulduğu) temiz pınarlar.
Onları temiz pınar/gözlerle evlendiririz?
44:53-55
Diyanet Vakfı 53. İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar.Edip Yüksel 53. İpek ve atlastan giysiler içinde karşılıklı otururlar.Arapçası: Yelbesune min sündüsiv ve istebrakım mütekabiliyn
Diyanet Vakfı 54. İşte böyle. Bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hûrilerle evlendiririz.Edip Yüksel 54. Bu böyledir; onlara güzel eşler vermişizdir.Arapçası: Kezali ve zevvecnahüm bi hurin ıyn
Diyanet Vakfı 55. Orada, güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler.Edip Yüksel 55. Tam bir güvenlik içinde her meyveyi isterler.Arapçası: Yed’une fiha bi külli fakihetin aminiyn
Cennette Allah kimse için nikah merasimi düzenlemeyecek. Ayeti çevirenler her zamanki gibi bu ayete de erkek psikolojisiyle bakmışlar ki kadınların müttakilere (44:51) dahil olmadığını düşünmüşler. Adil olan daha önce ayetlerde gösterdiğimiz gibi inananların eşleriyle ve soylarıyla beraber olmasıdır.
44:54 ayetinde geçen “zevvece” fiili “eşleştirdi” anlamına gelir. Bu iki farklı şeyi birbirine katmak değildir, bunun anlamı Allah’ın hediyelerinden biri olan saf pınarları daha önce bahşedilenlere (ipek ve satin giysi) katmaktır. İnananlara temiz pınarlar (44:54), bunlara uyan ipek ve satinden elbiseler (44:53) verilecek ve huzur içinde her istedikleri meyveden yiyebilecekler (44:55). “Zevece” ile aynı kökten gelen “ezvece” her zaman “eşler” anlamına gelmez. 38:58 ayetinde de göreceğimiz gibi “arttırma / ikiye katlama / birleştirme” anlamına da gelir.
38:55-60
Diyanet Vakfı 55. Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.Edip Yüksel 55. Bu böyledir; azgınlar ise kötü bir yeri hakederler.Arapçası: Haza ve inne lit tağıyne le şerra meab
Diyanet Vakfı 56. Onlar cehenneme girecekler. Orası ne kötü bir kalma yeridir.Edip Yüksel 56. Cehennemde yanarlar; ne kötü bir duraktır.Arapçası: Cehennem yaslevneha fe bi’sel mihad
Diyanet Vakfı 57. İşte bu; kaynar su ve irindir. Onu tatsınlar!Edip Yüksel 57. İşte onu tatsınlar: Kaynar su ve irin.Arapçası: Haza fel yezukuhu hamımüv ve ğassak
Diyanet Vakfı 58. Buna benzer daha türlü türlü başkaları da vardır.Edip Yüksel 58. Bunlara benzer daha başkaları da vardır.Arapçası: Ve aharu min şeklihı ezvac
Diyanet Vakfı 59. (İnkârcıların liderlerine:) İşte bu sizinle beraber cehenneme girecek topluluktur (denildiğin de, liderler:) Onlar rahat yüzü görmesin (derler) Onlar mutlaka ateşe gireceklerdir.Edip Yüksel 59. “Bunlar sizinle birlikte paldır küldür sürüklenen bir gruptur.” (denilince, cehennemdeki liderler:) “Onlar hoş gelmediler. Onlar ateşte yanacaklar.”Arapçası: Haza fevcüm muktehımüm meaküm la merhabem bihim innehüm salün nar
Diyanet Vakfı 60 . (Liderlere uyanlar ise:) Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin! Onu bize siz sundunuz! Ne kötü bir yerdir! derler.Edip Yüksel 60. Onlar da derler ki, “Aslında siz hoş gelmediniz. Bizi bu duruma siz soktunuz; ne kötü bir son!”Arapçası: Kalu bel entüm la merhabem biküm entüm kaddemtümuhü lena fe bi’sel karar
Başka bir eşleştirme durumu (ayetler 52:19-21)
Diyanet Vakfı 19. Onlara: Yaptıklarınıza karşılık âfiyetle yeyin,için (denilir).Edip Yüksel 19. Yapmış olduklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için.Arapçası: Kulu veşrabu heniem bima kuntam ta’melun
Diyanet Vakfı 20. Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak”Onları,ceylan gözlü hûrilerle evlendirmişizdir:Edip Yüksel 20. Dizilmiş koltuklara yaslanmışlardır ve onları güzel eşlerle eşlendirmişizdir.Arapçası: Muttekiine ala sururim masfufeh ve zevvecnahum bi hurin ıyn
Diyanet Vakfı 21. İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tâbi olanlar (var ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Onların amellerinden de bir şey eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir.Edip Yüksel 21. Soyları tarafından izlenen inananlara soylarını da katarız ve onların yaptıklarından hiç bir şeyi eksiltmeyiz. Herkes kazanmış olduğu şeylerin bir ipoteğidir.Arapçası: Vellezine amenu vettebeathum zurriyyetuhum bi imanim elhakna bihim zurriyyetehum ve ma eletnahum min amelihim min şey’ kullumriim bima kesebe rahin
52:20 yiyecek ve içeceğin yanında iman edenlere verilecek saf pınarları anlatıyor.
En Kötü Tanım
Kevaib = tomurcuklanmış göğüsler?
78:31-36
Diyanet Vakfı 31. Şüphesiz takvâ sahipleri için de başarı ödülü vardır.Edip Yüksel 31. Erdemliler için kurtuluş vardır.Arapçası: İnne lilmuttekıyne mefazen
Diyanet Vakfı 32. Bahçeler,bağlar,Edip Yüksel 32. Bağlar, bahçeler…Arapçası: Hadaika ve a’naben
Diyanet Vakfı 33. Göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar,Edip Yüksel 33. Genç ve yaşıt eşler…Arapçası: Ve keva’ıbe etraben
Diyanet Vakfı 34. Ve içki dolu kâse(ler) .Edip Yüksel 34. Dolu kadehler…Arapçası: Ve ke’sen dihakan
Diyanet Vakfı 35. Onlar orada ne boş bir lâkırdı ne de yalan işitirler.Edip Yüksel 35. Orada ne bir boş söz ne de bir yalan işitmezler.Arapçası: La yesme’une fiyha lağven ve la kizzaben
Diyanet Vakfı 36. Bunlar Rabbinin yeterli bir bağışı, mükâfatıdır.Edip Yüksel 36. Rabbinden bir karşılık; hesaplanmış bir armağandır.Arapçası: Cezaen min rabbike ‘ataen hısaben
Bazı Kuran çevirilerinde ve lügatlarda, kevaib kelimesinin İslam’ın mesajına hiç yakışmayan tanımlarına rastladık. Bunlara göre bu kelime kadınların göğüslerini anlatıyordu. 78:31′e bakılırsa cinsiyet ayrımı yapılmaksızın bu ödüllerin takva sahiplerine bahşedileceğini görebiliriz. Kadınlara da tomurcuklanmış göğüslü huriler mi verilecek?
Bir önceki ayetin içeriği (78:32) bahçeler ve bağlar. Kevaib kelimesinin tekili “kâbe”dir. Bu Kuran’da geçen Kabe’nin dışında tek bir üzümü anlatmak için de kullanılır.
Bu nadir rastlanan bir anlam da değildir, bulunduğum yerde (Kuzey Afrika); hala üzüm için bu kelimeyi kullanıyoruz. Artı ayette çevirmenlerin hayal ettiği gibi bir isim yok (kız, kadın vs…) Kevaib ancak “etraben” (hep aynı kalan / bozulmayan) sıfatını niteleyen özne olabilir.
78:31, 78:32 ve 78:33 ayetleri arasındaki mantıksal bağlantıya da dikkatinizi çekerim:
Bahçelerde, bağlar var (78:31).Bağlardan kişi üzüm toplayabilir (78:32).Üzümlerden, içki elde edilebilir (78:33).
Üç ayet de bahçeleri, meyveleri ve içecekleri anlatıyor. Bağlar ve bahçeler (78:31) ile dolu kadehlerin arasına konulan “huriler” ayetin manasını öldürüyor.
78:31-36 ayetleri aynı zamanda 78:22-27 ayetlerinin zıttı olarak düşünülebilir. İlki takva sahiplerinin bahçeler, meyveler ve içecekler ile başarısını diğeri ise azgınların cehennemde içecek soğuk bir şey bulamayacağını ancak kaynar su ve irin içeceklerini anlatıyor (78:25).
“Etraben” sıfatı genelde “aynı yaş/yaşıt” olarak çevrilir. Diğer anlamları ise tüm nitelikleri ve görünüşleri ile “birbirine uyan” veya “bozulmayan”dır.
38:52 ve “kasıratüt türfi etrabun”
38:49-54
Diyanet Vakfı 49. İşte bu, bir hatırlatmadır. Doğrusu Allah’a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.Edip Yüksel 49. Bu bir mesajdır: Erdemliler için güzel bir gelecek,Arapçası: Haza zikr ve inne lil müttekıyne le husne meab
Diyanet Vakfı 50. Kapıları yalnızca kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.Edip Yüksel 50. Ve kapıları kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.Arapçası: Cennati adnim müfettehatel lehümül ebvab
Diyanet Vakfı 51. Onlar koltuklara yaslanıp kurularak orada bir çok meyveler ve içecekler isterler.Edip Yüksel 51. Orada konfor içinde bol meyve ve içecek isterler.Arapçası: Müttekiıne fıha yed’une fıha bi fakihetin kesırativ ve şerab
Diyanet Vakfı 52. Yanlarında, eşlerinden başkasına bakmayan, kendilerine yaşıt güzeller vardır.Edip Yüksel 52. Yanlarında gözlerinin içine bakan yaşıtları vardır.Arapçası: Ve ındehüm kasıratüt türfi etrab
Diyanet Vakfı 53. İşte, hesap günü için size vâdolunan şeyler bunlardır.Edip Yüksel 53. Hesap Günü için size söz verilen budur.Arapçası: Haza ma tuadune li yevmil hısab
Diyanet Vakfı 54. Şüphesiz bu, bizim verdiğimiz rızıktır. Ona bitmek ve tükenmek yoktur.Edip Yüksel 54. Bizim bu rızkımız tükenmez.Arapçası: İnne haza le rizkuna ma lehu min nefad
38:51 ayeti takva sahiplerinin dinlenirken meyve ve içecek isteyecekleri belirtiliyor. 38:52 de bu çağrıya bir cevap olarak hemen uzanacakları yerde istediklerinin biteceği anlatılıyor. Meyvelerin ve içeceklerin hiçbir zaman bozulmayan ferahlatıcı bir tadı olacak.
38:54 ayetinde bu RIZKLARIN (le rizkuna ma lehu min nefad) (hurilerin değil) tükenmeyecek kadar olduğu vurgulanıyor.
Kısalan göz kapakları olacak, yumurtalar gibi korunmuş gözler (37:48-49):
Paragrafın başlığı şaka mahiyetinde değildir, ayetin kelime kelime çevirisi budur.
37:40-49
Diyanet Vakfı 40. (Bu azaptan) Ancak Allah’ın hâlis kulları istisnâ edilecek.Edip Yüksel 40. Kendilerini sadece ALLAH’a adamış kulları hariç.Arapçası: İlla ıbadellahil muhlesıyn
Diyanet Vakfı 41. Bunlar için bilinen bir rızık vardır.Edip Yüksel 41. Onlar bilinen bir rızkı haketmişlerdir.Arapçası: Ülaike lehüm rizkum ma’lum
Diyanet Vakfı 42. (Türlü türlü) meyveler vardır. Ve onlar ağırlanırlar.Edip Yüksel 42. Meyvelerle ağırlanacaklardır.Arapçası: Fevakih ve hüm mükramun
Diyanet Vakfı 43. Naîm cennetlerinde .Edip Yüksel 43. Nimet cennetlerinde.Arapçası: Fı cennatin neıym
Diyanet Vakfı 44. Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.Edip Yüksel 44. Karşılıklı koltuklar üzerinde.Arapçası: Ala sürurim mütekabilın
Diyanet Vakfı 45. Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.Edip Yüksel 45. Onlara pınarlardan doldurulmuş kadehler sunulur.Arapçası: Yütafü alyhim bi ke’sim mim meıyn
Diyanet Vakfı 46. Berraktır, içenlere lezzet verir.Edip Yüksel 46. Durudur, içenlere zevk ve lezzet verir.Arapçası: Beydae lezzetil lişşaribın
Diyanet Vakfı 47. O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.Edip Yüksel 47. Onda ne başağrısı ne de sarhoşluk vardır.Arapçası: La fıha ğavlüv ve la hüm anha yünzefun
Diyanet Vakfı 48. Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.Edip Yüksel 48. Yanlarında da, gözlerinin içine bakan güzel eşler…Arapçası: Ve ındehüm kasıratüt tarfi ıyn
Diyanet Vakfı 49. Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.Edip Yüksel 49. Kornumuş yumurtalar gibidirler.Arapçası: Ke ennehünne beydum meknun
“Taraf” göz kapağı değil de uzuv olarak aldığımızda, “kasıratüt tarfi” tabiri “bakışlarını kaçıran” değil de “hemen yakında / ellerin altında” olacaktır. “Ayn” (göz/pınar) kelimesi de yine pınarları anlatıyor. Yumurtalar olarak çevrilen “beydun” kelimesi 37:46 ayetinde geçen “beydae” kelimesinin tekilidir. Böylece 37:48-49 yeni çevirisi şöyle oluyor:
“Ellerinin altında / hemen yakınlarında pınarlar olacak”“İyi korunmuş kristal beyazımsı / beyazı gibi”
Dikkat ederseniz 37:41 ayeti yine rızıklar üzerinde vurgu yapıyor.
“Ebkaren” Bakireler mi? (56:36)
56:27-38
Diyanet Vakfı 27. Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!Edip Yüksel 27. Sağ tarafta olanlar sağ tarafta olacaklar!Arapçası: Ve ashabulyemiyni ma ashabulyemiyni
Diyanet Vakfı 28. Düzgün kiraz ağacı,Edip Yüksel 28. Dikensiz meyve ağaçları,Arapçası: Fiy sidrin mahdudin
Diyanet Vakfı 29. Meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları,Edip Yüksel 29. Salkımları sarkmış muz ağaçları,Arapçası: Ve talhın mendudin
Diyanet Vakfı 30. Uzamış gölgeler,Edip Yüksel 30. Uzamış gölgeler,Arapçası: Ve zıllin memdudin
Diyanet Vakfı 31. Çağlayarak akan sular,Edip Yüksel 31. Fışkıran sular,Arapçası: Ve main meskubin
Diyanet Vakfı 32. Sayısız meyveler içindedirler;Edip Yüksel 32. Ve bol meyveler içindedirler.Arapçası: Ve fakihetin kesiyretin
Diyanet Vakfı 33. Tükenmeyen ve yasaklanmayanEdip Yüksel 33. Bunlar ne tükenirler, ne de yasak edilirler!Arapçası: La maktu’atin ve la memnu’atin
Diyanet Vakfı 34. Ve kabartılmış döşekler üstündedirler.Edip Yüksel 34. Ve onlar yükseltilmiş mobilyalar üzerindedirler.Arapçası: Ve furuşin merfu’atin
Diyanet Vakfı 35. Gerçekten biz hûrileri apayrı biçimde yeni yarattık.Edip Yüksel 35. Biz kadınları yeniden biçimlendirdik.Arapçası: İnna enşe’nahunne inşaen
Diyanet Vakfı 36. Onları, bâkireler kıldık.Edip Yüksel 36. Onları, gençleştirdik.Arapçası: Fece’alnahunne ebkaren
Diyanet Vakfı 37. Eşlerine düşkün ve yaşıt.Edip Yüksel 37. Mükemmel biçimde eşlenmişlerdir.Arapçası: ‘Uruben etraben
Diyanet Vakfı 38. Bütün bunlar sağdakiler içindir.Edip Yüksel 38. Sağ tarafta olanlar içindir.Arapçası: Liashabilyemiyni
56:35-37 arası tekrar “hatalı hüviyet”e örnek. Bu ayetler bir özne içermiyor (huriler, kadınlar vs…). Sadece 56:35′te dişil çoğul zamir “-hunne” (enşe’na-hunne) var. Aynı şekilde 56:36′da da birşeye hitap eden -hünne zamiri mevcut (Fece’alna-hunne). Bu zamir 56:34′te geçen özneyi rahat mobilyalar / yükseltilmiş döşekleri (furuşin merfu’atin) niteliyor. Gramerdeki hatayı görmüş olacak ki M. Esed “Message of the Quran” kitabında yükseltilmiş eşler olarak çevirmiş. Aslında kanepe veya döşek anlamına gelen “firaş” kelimesinin mecaz olarak eşleri anlattığını not düşmüş.
Kuran’da eşler “ezvec” olarak geçer yani bu çeviri zorlamadır. Üstelik 56:34-37′de anlatılan “kişi veya kişiler” ödüllendirilmiyor, aksine onlarda ödülün bir parçası ve cennetteki nesneler ile birlikte listelenmişler.
“Ebraken” kelimesini bakire olarak çevirmek nahoş ve kabul edilmez bir şeydir. Arapça’da bakire kelimesi “‘ıdrae”dir ve Kuran’da geçmez. Bu kelimenin anlattığı şeyin mobilyalar olduğunu öğrendiğimize göre alternatif anlamlara bakıyoruz: taze / yeni / temiz. Bu cennetteki diğer nesnelerin tanımı ile tutarlılık gösteriyor (temiz olmaları).
“Uruben” temiz, kusuru bulunmayan demektir. “Etraben”i zaten gördük. Her nitelik bakımında uyumlu / bozulmayan demek. Şimdi 56:34-37′nin muhtemel çevirisini yapalım:
Ve yükseltilmiş döşekler,Biz onları o şekilde yarattık,Onları temiz / yeni kıldık,Kusursuz ve eskimeyen / uyumluSağdakiler için!
Sonuç:
Allah’a inanıp Kuran’ı rehber edinenler ahirette sevdiklerine kavuşacaklarına inananlar için benim yorumum onlara şaşırtıcı gelmeyecektir. “Huri”lerin varlığına inananlara gelince, onlara Kuran’ı iyice okuyup düşünmeye davet ediyorum; Allah ve indirdiği rehberden başka hiçbir kaynak savunulmamalı.
“Şehit”lere ve inananlara 72 huri sözü ancak şeytandan gelebilir, Allah’tan gelemez. Bu görüşü destekleyenler ve başkalarına aşılayanlar Allah’ın huzuruna çıkacaklarını unutmasınlar. Diğer sapkınlıklarla birleşince, bu yozlaşma insanlara fena suçlar işlettirip masumların ölümüne sebep olabiliyor. Allah bizi rahmetiyle sevindirsin ve sevdiklerimize ahirette kavuşmayı nasip etsin.Allah’a hamd olsun!
Hurilerden mi bahsediliyor Rahman 56′da?
Hurilerden söz ettiği öne sürülen ayetler var. Onlardan biri Rahmân 56.
Ayetin Arapçası:Fîhinne kâsıretu t-tarfi lem yatmis hunne insün kablehum ve la cânnun.
Türkçesi:Oralarda daha önce ne bir insan ne de bir cin tarafından dokunulmamış, bakışlarını dikmiş eşler vardır (Edip Yüksel)
Onlarda bakışları kısa (eşlerinden başkalarına bakmayan) dilberler de var ki onları daha önce hiçbir insan ya da cin kanatmamıştır (Süleyman Ateş)
Yani o dilberlerin kızlığını cennetlik erkekler bozup kanatacakmış. Şimdi bu ayeti inceleyelim.
İddianın göze çarpan ilk abes yanı: dilberler ve eşler ayetin Arapçasında yok. Onları mütercimlerin üretip ayete sokuşturmuş.
Soru: Kâsıratu t-tarfi, kısık bakışlı dilberler midir sahiden?
*
Ayetin öncesi:
Rabbinin görkeminden korkanlara iki bahçe var
Ve limen hâfe makama rabbihî cennetâni (55:46).
Oralarda akan iki pınar var
Fîhima aynâni tecriyâni (55:50).
Oralarda her meyveden ikişer çift var
Fîhima min külli fâkihetin zevcâni (55:52)
(Bahçedekiler) ipek astarlı döşeklere yaslanırlar.
Mütteki’îne alâ furuşin batâinühé min istekrakin (55:54).
Her iki bahçenin meyvaları ellerinin altında
ve cene’l cennetayne dâin (55:54).
*
Evet, soru: Kâsıratu t-tarfi ne demek;
kısık bakışlı dilberler mi,
eğilen dal uçlarındaki meyvalar mı?
Cevap şu iki kelimede:
Fîhinne : ikiden fazla yerde (55:56)Fîhima .: iki yerde (55:50, 52)
55:56’da fîhinne var. Demek ki ayet ikiden fazla şeyden söz ediyor; iki bahçeden, dolayısıyla onların içindeki (sanal) dilberlerden değil.
FİHİNNE kelimesindeki hinne zamiri 54 ncü ayette anılan meyva ağaçlarına gider. Çünkü ikiden fazla olan, onlardır; dolayısıyla onlardaki meyvalara gider. Bu bir.
İkincisi, 55:56’daki kısık bakışlar… Bakışların kısılması… Bunun iffet adına yapıldığı öne sürülüyor.
Oysa iffetli tavır Kuran’da kâsiratü’t tarfi diye değil hıfz el-ferc diye geçer (24:30-31).
“Kâsiretü”den üretilen kasara, kısaltmak anlamına gelir; kısmak değil.
Mevcut meallere göre TARFİ, “gözkapağı“dır. Bakışları iffet gereği kısmak için gözkapakları gûya kasara edilirmiş.
Ama bu, olamaz. Çünkü gözkapağı kısalan yani geri çekilen insanın bakışları kısılmaz. Tam aksine genişler.
Kişi, bakışını gerçekten kısmak istiyorsa gözkapağını uzatmak zorundadır. Temelli kapatmak içinse alt ve üst gözkapaklarını uzata uzata orta yerde birleştirir.
Yoksa bakışlar kısılmadığı gibi tam aksine, gözler yuvalarından yumurta gibi çıkar; patlak bakışlı olunur.
Doğrusu: “kâsiretü’t tarfi“deki tarfi, “taraf“ın başka bir söyleniş şekli. TARAF son demek; yani uç. Örneğin TARAFEYİN NEHAR “gündüzün iki ucu“dur. Sabah ve akşam.
Yine örneğin insan vücudu bir baş, bir gövde, bir de etraf denen uçlardan oluşur. Uçlar: eller ve ayaklar.
Tıpkı bunun gibi “kâsiretü’t tarfi”deki tarfi, eğilen dalların uçları demek; dolayısıyla o dalların uçlarında elinize değecek kadar yaklaşan meyvalar. Kısalma anlamındaki KÂSİRET de o yakınlığı pekiştirip meyvaların elinizin altında olduğunu belirtiyor.
Ayet, hurileri değil cennet meyvalarını ve meyvalara erişmenin kolaylığını anlatıyor. Onları devşirip yemek için ta uzaklara gitmiyeceksiniz.
Meyvalarla ilgili bu kolaylık başka ayetlerin de konusu. Örneğin İnsan 14. Süleyman Ateş’in “meal”i: Cennetin gölgeleri üzerlerine yaklaşmış ve meyvaları aşağı eğildikçe eğilmiştir -Ve dâniyeten aleyhim zılâlühé ve züllilet kutûfuhé tezlîla. Hasan AKÇAY
Huri, Gılman, Vildan yada Çarpıtılan Ayetler
Hakkı YILMAZ, Vakıa Suresi Meal Teybin Çalışması (www.istekuran.com)
Vakıa Suresi 15–26. Ayetler:
(Onlar) Yaptıklarına karşılık olarak; mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler. Yüz yüze onların üzerinde yaslanırlar. Üzerlerinde (çevrelerinde), kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler, kadehler -ki ondan ne başları ağrıtılır ne de akılları giderilir-, beğendiklerinden meyveler, canlarının çektiğinden kuş eti ile; süreklileştirilmiş (hep aynı bırakılmış) çocuklar, saklı inciler gibi iri gözlüler dolaşırlar. Orada lağv (boş söz, saçmalama) ve günaha sokan işitmezler. Sadece söz olarak: “Selâm!”, “Selâm!”
Bu ayet gurubu çarpıtılmış ve birçok meal ve tefsirde kadınlar âdeta erkeklere sunulan bir zevk objesi konumuna sokulmuştur. Bu sebeple de üzerinde biraz fazlaca durmayı gerektirmektedir.
Klâsik eserlere bakıldığında, Allah’ın resmen erkeklere iltimas yaptığı ve kadınları ikinci sınıf yaratık (!) olarak değerlendirdiği görülmektedir. Oysa Allah’ın böyle bir hükmü söz konusu olmayıp, Kur’an’da böyle bir ayrımın, iltimasın yapıldığını düşündürecek bir anlam bulmak mümkün değildir. Dolayısıyla bu durumda, İslâm’a aykırı görüşler ihtiva eden meal ve tefsirleri Kur’an saymak da mümkün değildir. Piyasada bu tip, ayetleri çarpıtılmış pek çok eserin bulunması ise, belki de tefsir ve meal yazan hocaların hep erkek oluşundan kaynaklanmaktadır (!).
Konumuzla ilgili tahlile, kesin olarak bilinmesi ve hiç akıldan çıkarılmaması gereken bazı noktaların vurgulanmasıyla başlamakta yarar vardır:
Fizikî ve biyolojik yapımız, üzerinde yaşadığımız dünya koşulları ile uyum hâlindedir. Meselâ, ışığı görebilmemiz için gözlere, yaşamımızı sürdürebilmemiz için akciğer, karaciğer, mide, böbrek gibi iç organlara, neslimizi devam ettirmek için üreme organlarına sahibiz ve bu yapımız tümüyle, mevcut düzendeki hayatımızı sürdürmeye hizmet eden bir tasarımı yansıtmaktadır. Oysa ahirette yaşam ve yaşam koşulları değişecektir (Hicr; 48). İster cennet, ister cehennem olsun ahiretteki koşulları, o yaşamın gerçeklerini, bu dünya yaşamına uygun olan aklımızla, iz’anımızla, sezgimizle kavrayabilmemiz mümkün değildir. Bu sebeple, ahiretle ilgili olan hususlar (meselâ cennetteki nimetler) bize hep sembolik olarak, örnekleri gösterilmek suretiyle ifade edilmiştir (Ra’d; 35, Muhammed; 15). Zaten ahireti tasvir eden ayetlerin tümüyle incelenmesinden; bizim oradaki yaşama uyumlu bir yapıda olacağımız, yani yeniden diriltildiğimizde bilmediğimiz başka bir şekilde inşa edilmiş olacağımız anlaşılmaktadır.
Kur’an’ın açık ifadelerine göre; ölüm, hastalık, yorgunluk, açlık, susuzluk gibi kavramların hiçbirinin varlığı cennette söz konusu olmayacak; orada nimetlerin yenmesi içilmesi ihtiyaçtan değil zevkten, sefadan olacak; Rabbimiz de oradakilere hiçbir kısıtlama getirmeyecek ve istedikleri her şeyi lütfedecektir (Fussılet; 31). Cennette hiçbir yasağın olmadığını, oraya girmeye hak kazanmış müminlere istedikleri her şeyin verileceğini bildiren ayetlere istinaden, cennette cinsel haz ve zevk isteyenlere de bu isteklerinin verileceğini düşünmek elbette ki mümkündür. Ama bu haz ve zevklerin tatmin aracı olarak, dünya hayatındaki eşler gibi, ahirette de erkekler için kadın cinsinden, kadınlar için erkek cinsinden eşler verileceğini düşünmek yanlıştır. Çünkü Nisa suresinin 57. ayetinde ahirette verileceği söylenen eşler, konumuz olan ayetlerde ve Tur suresinin 20. ayetinde bahsedildiği gibi, ahirete özgü ve orada yaratılacak olan eşler olup, o eşlerin dünya hayatındaki eşlerle karıştırılmaması gerekmektedir. Dünya hayatında birbirinden farklı inanç ve amelleri olan eşler, eğer hak etmişlerse, evlâtları, ana babalarıyla beraber cennete gireceklerdir (Ra’d; 23). Ama cennet kompozisyonu çizen pasajlar iyi tetkik edildiğinde anlaşılmaktadır ki cennetteki bu beraberlik, dünyadaki eş, ana, baba, evlât konumları ile değil, ahbap, arkadaş konumu ile gerçekleşecektir.
Ahiretle ilgili Kur’anî bilgilerin özet olarak tazelenmesinden sonra, konu ile tahlil çalışmalarındaki ikinci aşma; Arapça dilindeki teknik ayrıntıların incelenmesi olmalıdır. Türkçeden farklı olarak Arapça, diğer birçok dil gibi, sözcüklerinde müzekker (eril) ve müennes (dişil) ayrımı olan bir dildir. Meselâ Türkçede, ister kadın ister erkek olsun üçüncü kişiler “o” zamiri ile ifade edilirken, sözcüklerinde eril ve dişil ayrımı olan Arapçada üçüncü şahıs zamiri olarak erkekler için “hüve”, kadınlar için “hiye” sözcükleri kullanılır. Sözcüklerdeki eril dişil ayrımı, Arapçada sadece şahıs zamirlerine mahsus olmayıp, isim, fiil ve edat cinsinden tüm sözcüklerin yapısında kendini göstermektedir. Ayrıca Arapçada bir de, yine eril dişil ayrımlı sözcükler kapsamında ele alınabilecek bazı genel ilkeler mevcuttur:
- Tüm çoğul sözcükler dişil yapı ile ifade edilirler.- Cansız nesneler genellikle mecazen dişil kalıpla ifade edilirler.- Kanun, tüzük, yönetmelik gibi toplumu ilgilendiren resmî yazılar hep eril ifadelerle yazılırlar.
Arapçanın bu kuralları, Arapça inmiş olan Kur’an’da da aynen uygulanmış ve tüm çoğul sözcükler ve eşya isimleri dişil yapılarla ifade edilirken, topluma yönelik hükümlerde hep eril sözcükler kullanılmıştır. Ama Kur’an’da geçen bu ifadelerdeki eril veya dişil özellik, sadece sözcüklerin dil tekniği bakımından gerekli olan bir şekil şartını ifade etmekte olup, hiçbir zaman sözcüklerin anlamlarına müncer olmaz.
Meselâ, aşağıdaki ayette “korunup sakınanlar” olarak çevirdiğimiz “müttekin” sözcüğü, “cem’i müzekker (çoğul eril) bir sözcüktür:
Bakara; 2, 3: … bir kılavuzdur o, müttekin (korunup sakınan erkekler) için. Ki onlar, gaybe inananlar ve namaz kılanlardır…
Eğer Arapçanın yukarda belirttiğimiz, topluma yönelik hükümlerin eril sözcüklerle ifade edilme kuralı bilinmez veya dikkate alınmazsa bu ayetten; “korunup sakınanların, gaybe inananların ve namaz kılanların hep erkekler olduğu” yolunda yanlış bir anlam çıkarılabilir. Aynı şekilde, yine bu kural bilinmeden veya dikkate alınmadan Müminun suresinin 1–11. ayetlerine bakıldığında;
Müminün; 1–11: Kesinlikle müminler kurtulmuşlardır, onlar namazlarında huşu içinde olanlardır, onlar boş şeylerden yüz çevirenlerdir, onlar zekâta ilişkin görevlerini işleyenlerdir, ve onlar ırzlarını koruyanlardır, ancak eşleri ya da sahip oldukları cariyeler hariç, bu konuda onlar kınanmış değillerdir. Fakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir. Onlar, emanetlerine ve ahitlerine riayet edenlerdir. Onlar namazlarını da koruyanlardır. İşte yeryüzünün hâkimiyetine ve ahiretin nimetlerine vâris olacak onlardır. Ki onlar Firdevs cennetlerine vâris olacaklardır; içinde de ebedî olarak kalıcıdırlar.
1. ayette geçen “müminler” sözcüğünün eril ve çoğul bir yapıda olması sebebiyle ayetten lâfız olarak “müminlerin erkek olduğu” yolunda yine yanlış bir anlam çıkarmak mümkündür. Diğer taraftan, aynı kural gereği olarak 2–11. ayetlerde yer alan ve eril çoğul yapıdaki “müminler” sözcüğüne gönderilmiş olan bütün “onlar” sözcükleri ve “onlar” sözcüğüyle ifade edilen kişilerin nitelikleri de eril sözcüklerle ifade edilmiştir. Dolayısıyla, eril ifadelere bakarak, Müminun suresinin 1–11. ayetlerinden oluşan pasajda açıklananların, kadınlarla hiç ilgisi olmadığı kanaatine varılabilir.
Tabiî ki bu yaklaşım yanlıştır ve dinimiz açısından son derece vahim sonuçlara yol açabilir mahiyettedir. Çünkü yukarıdaki örnekler dışında, namaz, oruç, infak, sadaka, cihat, tövbe gibi Kur’an’daki bütün emirler ve yasaklar eril kalıplarla ifade edilmiştir. İşte, Arapçadaki bu kuralı bilmemekten kaynaklanan cehalet veya bu kuralı dikkate almayan bir mantık, Kur’an’daki emir ve yasaklarla ilgili olarak insanları; kadınların Allah’ın muhatabı olmadığı ve mükellef kılınmadığı gibi, hatta aşağıdaki ayetlere bakarak cennetin erkeklere mahsus olduğu gibi çarpık kanaatlere götürebilir.
Nebe’; 31–36: Kesinlikle müttekiler için, Rabbinden bir karşılık ve yeterli bir bağış olarak korunaklar / kurtuluş mekânları; sulak bağlar, bahçeler, üzümler; hepsi bir seviye tomurcuklar (çiçek bahçeleri); dolu dolu su kapları vardır. Orada boş bir söz ve yalan duymazlar.
Hâlbuki hem kadınların da Allah’ın emir ve yasaklarına muhatap ve mükellef oldukları konusu, hem de cennetin kadın ve erkek tüm hak edenler için olduğu konusu tartışmasızdır. Bu cehalet ve çarpık mantığın yol açabileceği en rezil sonuç ise, birilerinin çıkıp “Allah da erkektir” diyebilmesidir. Zira Yüce Rabbimizi niteleyen sözcükler de eril sözcüklerle ifade edilmiştir ve cehaletin karanlığında oluşmuş bir mantıkla insanların, Kur’an’daki eril sözcüklere bakarak böyle bir batağa saplanması çok uzak bir ihtimal değildir.
Konumuz olan ayetlerin manalarının saptırılması da, yine yukarıda belirttiğimiz kurallardan birinin bilinmemesinden, belki de art niyetle ihmal edilmesi veya saptırılmasından kaynaklanmaktadır. Sözünü ettiğimiz kural; çoğul sözcüklerin dişil yapıyla ifade edilmesi kuralı olup, saptırma ise; kural gereği dişil yapıda kullanılmış olan sözcüklerin, anlamlarının da dişileştirilmesi şeklinde yapılmıştır. Oysa sözcüklerin, Arapçanın bir kuralı gereği dişil yapıda olmaları dışında anlam olarak dişilikle alâkaları yoktur. Meselâ, Rahman suresinin aşağıdaki ayetlerinde sözü edilen eşler, Arapçanın kuralı gereği dişil yapıdaki sözcüklerle ifade edilmişlerdir ama dişil sözcükle ifade edilmiş olmaları, bunların gerçekte cinsiyeti kadın olan eşler olduğu anlamına gelmez:
Rahman; 56: Oralarda, daha önce ne bir insan ne de bir cinn tarafından dokunulmamış / elle, gözle değinilmemiş, bakışlarını eşine dikmiş eşler vardır.
Rahman; 70: Oralarda iyilikler, güzellikler vardır.
Rahman; 72: Çadırlara kapanmış parlak gözlü (eş) ler.
Rahman; 74: Onlardan önce onlara ins ve cinn dokunmamıştır.
Bu eşlerin, ne cinsiyetle ne de seksle alâkası vardır. Ayetlerde geçen “dokunulmamış” sıfatından, Rabbimizin ahirette, cennete girmeye hak kazananları, insanın bilmediği yeni yaratılmış eşlerle eşleştireceği anlaşılmaktadır. Bu eşlerin, insan tarafından bilinmeyen cinsten oldukları söylendiğine göre, bunların “dişi” olarak nitelenmesi yanlıştır saptırmadır.
Bu eşlerle ilgili olarak bir de, bilgisizlik veya art niyetlerle yapılan çarpıtmalar sonucu, din kültürüne yanlış geçmiş olan “huri” sözcüğü vardır. “Huri” sözcüğünün ne anlama geldiğinin iyi anlaşılması için, önce aşağıdaki ayetleri dikkate almakta yarar vardır:
Duhan; 54: İşte böyle: Onları parlak iri gözlülerle de eşleştirdik.
Bu ayetin daha iyi anlaşılması için 51–55. ayetlerden oluşan pasajın okunmasını öneriyoruz.
Tur; 20: Art arda dizilmiş koltuklar üzerine yaslanmış olarak. Ve Biz onları parlak iri gözlülerle eşleştirdik.
Bu ayetin daha iyi anlaşılması için 17–28. ayetlerden oluşan pasajın okunmasını öneriyoruz.
Saffat; 48, 49: Yanlarında gözlerini onlara dikmiş, iri gözlüler vardır. Korunmuş yumurtalar gibidir onlar.
Bu ayetin daha iyi anlaşılması için 40–49. ayetlerden oluşan pasajın okunmasını öneriyoruz.
Huriler(?)
Yukarıdaki ayetlerde “parlak iri gözlüler” olarak çevirdiğimiz sözcükler; “hur” ve “ıyn” sözcükleridir.
“Hur” sözcüğü; “parlak siyah göz” demek olup, akı çok ak, karası da çok kara (parlak, ferli) olan ceylan gözü, sığır gözü gibi gözler için kullanılır. Yapı itibarıyla cem’ (çoğul) olan bu sözcük, hem eril yapıdaki “haver” sözcüğünün, hem de dişil yapıdaki “havra” sözcüğünün çoğuludur. Yani, hem erkeklerin hem de kadınların gözlerini ifade eder.
“Iyn” sözcüğü ise, “büyük gözlüler” anlamında olup, bu sözcük de hem eril yapıdaki “a’yün” sözcüğünün, hem de dişil yapıdaki “ayna’” sözcüğünün çoğuludur. “Iyn” sözcüğü, Arapların iri gözlü kadınlar için kullandıkları “imreetün aynaün” ve iri gözlü erkekler için kullandıkları “racülün a’yünün” ifadelerinin her ikisini de anlam olarak tazammun eder.
Hem “hur” sözcüğüyle hem de “ıyn” sözcüğüyle ifade edilen gözler, Arapların çok beğendiği göz tipleridir ve hem kadının hem de erkeğin güzelliğini anlatmak için kullanılır.
“Hur” ve “ıyn” sözcükleri birlikte “Hurun ıynün” gibi kullanıldığında anlam; “iri parlak gözlüler” demek olur ki, bu özellik ayetlerde, cennette verilen eşleri nitelediğinden; “iri parlak gözlü eşler” anlamı kazanır. Bu sebeple, pek çok meal ve tefsirde geçen “iri parlak gözlü huriler” ifadesi yanlış bir çeviridir. Çünkü “parlak gözlüler” denince “hur” sözcüğünün lâfızdan yok edilmesi gerekmektedir. Bize göre “huri” sözcüğüyle ilgili bugünkü yanlış inanç da, sıfatların kişileştirildiği bu yanlış çeviriden kaynaklanmaktadır. Bu yanlış çevirinin dayandığı yanlış anlayış ise “hur” ve “ıyn” sözcüklerinin dişi olarak algılanmasıdır ki, eldeki bilgi ve belgelere göre bu algılama hatası ilk olarak Hasan Basrî ile başlamış ve arkadan da yüzlerce yalan ve tutarsız rivayetle desteklenmiştir.
Bu ayet grubunda kimileri tarafından ileri sürülmüş olan bir yanlış anlayış daha vardır ki, ahlâk dışı olan bu anlayış 17. ayette bizim; “süreklileştirilmiş (hep aynı bırakılmış) çocuklar” olarak çevirdiğimiz ifade ile ilgilidir. Maalesef bazıları bu ifadenin; “sapık erkeklere verilen livata oğlanları” anlamına geldiğini ileri sürmüşler ve böyle bir ahlâksızlığı cennetin ödülü imiş gibi göstermişlerdir. Oysa bize göre “süreklileştirilmiş çocuklar” ifadesi; “büyümeyen, yaşlanmayan, hastalanmayan, ölmeyen ve bir çocuğun en sevimli çağında, yani 3–5 yaşlarındaki hâlinde olan robotvarî çocuklar” anlamına gelmektedir.
25, 26. ayetlerden anlaşıldığına göre cennette, içindeki müminleri mutlu edecek her türlü nimetin bulunmasından başka, onları orada rahatsız edecek boş söz, yalan, gıybet, sövgü, gürültü, alay gibi olgun insanları rahatsız edecek şeyler de bulunmayacaktır.
26. ayetin sonundaki “selâm” ifadesinin anlamı “selâm” sözcüğü değil, bunun anlamı olan “sağlam, selim söz” demektir.
Ra’d; 21–24: Ve o kişiler, Allah’ın birleştirilmesini istediği şeyi birleştirirler. Rabblerine haşyet duyarlar ve hesabın kötülüğünden korkarlar.
Ve o kişiler Rabblerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabretmişler, namazı ikame etmişler ve kendilerine verdiğimiz rızklardan gizli ve açıkça infak etmişlerdir. Ve onlar çirkinlikleri güzelliklerle ortadan kaldırırlar. İşte bu yurdun akıbeti; adn cennetleri kendilerinin olanlardır. Onlar, atalarından, eşlerinden ve soylarından salih olanlar oraya (adn cennetlerine) gireceklerdir. Melekler de her kapıdan yanlarına girerler: “Sabrettiğiniz şeylere karşılık size selâm olsun! Bu yurdun sonu ne güzeldir!”
Ğaşiye; 11: Orada boş bir söz işitmez.
Nebe’; 31–36: Kesinlikle müttekiler için, Rabbinden bir karşılık ve yeterli bir bağış olarak korunaklar / kurtuluş mekânları; sulak bağlar, bahçeler, üzümler; hepsi bir seviye tomurcuklar (çiçek bahçeleri); dolu dolu su kapları vardır. Onlar orada boş bir söz ve yalan duymazlar.
İbrahim; 23: Ve iman edip salihat işleyenler, Rabblerinin izniyle içinde sürekli kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere girdirilirler. Oradaki selâmlamaları “selâm”dır.
Vakıa Suresi 27–34. Ayetler:
Ve sağın yaranı, nedir o sağın yaranı! (Onlar) Dikensiz kirazlar, meyve dizili muzlar, uzamış gölgeler, fışkıran su, kesilmeyen (tükenmeyen) ve yasaklanmayan birçok meyveler ve yükseltilmiş döşekler içindedirler.
Yukarıda, 8. ayette “ashab-ı meymene” şeklinde ifade edilen grup, burada “ashab-ı yemin” olarak ifade edilmiş olup, her iki ifade de “sağın ashabı” demektir. Burada aynı mana, iki farklı sözcükle ifade edilmek suretiyle Çeşitleme sanatı yapılmıştır.
Bu ayet gurubunda, sağın ashabına cennette verilecek nimetler açıklanmış ama bu açıklama dünya hayatındaki nimetlerin adları ile yapılmıştır. Buradan da, ahiretteki nimetlerin, insanın tanımadığı, bilmediği, aklının ermediği, idrakinin ötesinde olan şeyler olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Rabbimiz, cennet tanımlarının bir “örnek” olduğunu bildirmiştir:
Muhammed; 15: Takvalı davranmışlara vaat edilen cennetin örneği: Orada bozulmayan temiz sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Onlar için cennette her çeşit meyve ve Rablerinden bir bağışlanma vardır. Bunlar, ateşte ebedî olarak kalacak olan ve bağırsaklarını parçalayacak kaynar su içirilen kimse gibi olur mu?
Vakıa Suresi 35–38. Ayetler:
Şüphesiz Biz onları (kiraz, muz, gölgeler, fışkıran su, …) öyle bir inşa ile inşa ettik (yarattık). Ki onları, sağın ashabı için albenili ve hepsi bir ayarda bakireler (dokunulmamışlar) kıldık (yaptık).
Bu ayetlerdeki ifadeler gelenekçiler tarafından, ayetlerde geçen niteliklerin “Müslüman hanımlar” veya “huriler” gibi ayetlerde bulunmayan öznelere gönderilmesi suretiyle çarpıtılmıştır. Çarpıtılmaya konu olan “urub”, “etrab” ve “ebkar” nitelemeleri, 35. ayetteki “hünne (onlar)” zamirini belirtmekte olup, “hünne (onlar)” zamiri ile kastedilenler de, bir önceki ayet grubunda sayılmış olan cennet nimetleridir. “Hünne (onlar)” zamirinin gönderilebileceği bir “kadınlar” ifadesi ise, gerek bu ayet grubunda gerekse bir önceki ayet grubunda mevcut değildir. Burada “onlar” zamirinin, “hünne” kalıbında, yani dişil yapıda olması, Arapçanın yukarıda açıkladığımız “Tüm çoğul sözcükler dişil yapı ile ifade edilirler” kuralı gereğidir. Bunun başka türlü olamayacağı, çarpıtılmaya konu olan nitelemeler tek tek irdelendiğinde daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır:
Urub
“Urub” sözcüğü, klâsik metinlerde hep kadınlara izafe edilmiş ve aşağıdaki ifadelerle anlamlandırılmıştır:
- “Eşlerine düşkün, kocalarına âşık olan kadınlar”
- “Sevgisini güzel sözlerle ifade eden, çok seven kadın”
- “Nazlı, naz yapan kadın”
- “Sözleri güzel kadın”
- “Eşlerine sevgilerini izhar eden kadınlar”
- “Kocasına olan sevgisini güzel sözlerle, nazlı edalarla açığa vuran kadın”
- “Kocasının kendisinden daha fazla zevk ve lezzet alması için, kocasına sevgi ile itaat eden güzel kadın”
- “Eşlerine düşkünler”
- “Konuşmaları Arapça olan kadın”
İşin aslına göre; “urub” sözcüğü, “arube” ve “aribe” sözcüklerin çoğulu olup, sözcüğün kökünün anlamı; “ibane, izhar (dışa vurma, açığa çıkarma)” demektir.
Bir lisanın güzel konuşulması da “arube” sözcüğüyle ifade edilir ve bununla meramın açık açık ortaya konuşu, açıklanışı kastedilir. (Lisan ül Arab; c:6, s:155)
Demek oluyor ki “urub” sözcüğünün anlamı kısaca; “açığa çıkaranlar, dışa vuranlar” demektir. Bu nitelik kadına izafe edilirse, yukarıdaki klâsik kaynaklarda yer alan yakıştırmalar arasından, “sevgisini güzel sözlerle ifade eden, eşlerine sevgilerini izhar eden kadınlar” mealine yakın olan tanımların, sözcüğün anlamına uyan tanımlar olduğu söylenebilir. Fakat ne yazık ki bu “açığa vurma” niteliği, ayetlerde, kadınların değil, kiraz, muz, gölgeler, fışkıran su gibi nimetlerin sıfatı olarak verilmiştir. Böyle olunca da “urub” sözcüğünün anlamı; “tadını, kokusunu, nefasetini, lezzetini dışa vuran, gösteren ortaya koyan” demek olmakta, buradan da cennet nimetlerinin çekici, beğeni uyandıran, albenili olduğu anlaşılmaktadır.
Etrab
“Etrab” sözcüğü klâsik metinlerde, tıpkı “urub” sözcüğü gibi yine hep kadınlara izafe edilmiş ve aşağıdaki ifadelerle anlamlandırılmıştır:
- “Hep bir yaşta kadınlar”
- “Aynı tarihlerde doğmuş kadınlar”
- “Aynı yaşta olmak üzere otuz üç aşında kadınlar”
- “Birbirine benzer ve birbirine yakın şekillerde olan kadınlar”
- “Huyları itibarıyla birbirine yakın kadınlar”
- “Aralarında kin ve kıskançlık olmayan kadınlar”
İşin aslına göre “etrab” sözcüğünün lügat anlamı; “aynı zamanda doğmuş, bir birinden farkı olmayan” demektir. (Lisan ül Arab; c:1, s:600)
Bu sözcüğün kadınlara izafe edilmesi durumunda, klâsik eserlerdeki ifadelerin anlamları, aşağı yukarı doğru olarak kabul edilebilirler. Ama yukarıda da söylediğimiz gibi bu nitelikler, cennette müminlere verilecek nimetlere izafe edilmiş niteliklerdir. Bu takdirde “etrab” sözcüğünün anlamı; “hepsi bir ayarda, bir seviyede” demek olur ki, buradan cennet nimetlerinin hepsinin kaliteli olduğu, içerisinde, çürük, kokan, ham, kusurlu olan bulunmadığı anlaşılır.
Ebkar
“Bikr” sözcüğünün çoğulu olan “ebkar” sözcüğünün lügat anlamı, erkek için kullanılırsa; “kadına yanaşmamış erkek”, kadın için kullanılırsa; “erkeğe yanaşmamış kadın” demektir. (Lisan ül Arab; c:1, s:481–85)
Bu sözcük Türkçeye de aynı anlamla geçmiş olup, Türkçede evlenmemiş erkeğe; “bekâr, bakir”; evlenmemiş kadına da; “bakire” denmektedir. Dolayısıyla, “ebkar” sözcüğünün kadınlara sıfat olması hâlinde, “hepsi bekâr olan kadınlar” şeklinde çevrilmesinde bir sakınca yoktur. Ama konumuz olan ayette sözcük nesnelere, nimetlere izafe edildiğinden anlam; “el değmemiş, dokunulmamış, orijinalliği bozulmamış” demek olur. Nitekim bu sözcük mecazen “el değmemiş, kullanılmamış, işlenmemiş (toprak), eskimemiş, yıpranmamış, yeni” anlamlarında Türkçede de “bakir topraklar”, “bakir orman” gibi ifadelerle kullanılmaktadır.
Burada “ebkar” sözcüğüyle nitelenmiş olan cennet nimetleri, başka ayetlerde farklı sözcüklerle ifade edilmiştir:
Rahman; 56: Orada daha önce ins ve cinn dokunmamış (hiç kimse tarafından elle ve gözle değilmemiş), bakışlarını eşine dikmiş eşler vardır.
Rahman; 74: Bunlardan önce onlara ins ve cann (hiç kimse) dokunmamıştır…
Rahman suresinin ayetlerindeki ifadeler gayet açık olarak anlatmaktadır ki, cennet nimetleri dokunulmamış; daha evvel elle, gözle hissedilmemiş olacaktır. Yani ayetlerde bize, bildiğimiz dünya nimetlerinden örneklerle anlatılan bu nimetler, bilinen muzdan, kirazdan, koltuktan daha farklı şeyler olacaktır. Cennetteki nimetlerin bu nitelikleri ise, akıllı, düşünebilen insanları sevindirmekte ve özendirmektedir.
Yazan: Yaseen, Kaynak: free-minds.org , Çeviren: İbrahim YILMAZ

Hiç yorum yok: