Kuranın anlaşılmasında kuranın indiği zaman ve mekan ile o günkü kültürel ve sosyal yapının büyük önemi vardır. buna en güzel örnek olarak aşağıdaki çalışmayı vermekteyiz. Bu çalışmayı www.istekuran.com sitesinde Sayın Hakkı YILMAZ yapmıştır...
Leyl Süresi 3. ayetin tefsiri
“ Ve erkeği, dişiyi yaratan şeye ant olsun ki,”
Suredeki üçüncü kasem/yemin, “ما ma” ismi mevsulu kullanılmak suretiyle erkek ile dişiyi yaratan “ما şey”e yapılmıştır. Bu durum bizi iyice düşünmeye zorlamaktadır. Maalesef ayetteki bu incelik ihmal edilerek tefsir(!) ve meal hazırlanmıştır. Ayetin gerçek anlamına kafa yorulmamış yuvarlak ifade ile geçiştirilmiştir. Şimdi ayetin orijinalini Lâtin harfleriyle de inceleyelim, vurgu yapılan sözcüğe dikkat edelim ve işin gerçeğini anlamak için kafa yoralım:
“وما خلق الذكر والانثى Ve mâ haleqa z zekere ve l ünsâ”
Ayette altını çizdiğimiz “mâ” ifadesine Arapça`da “İsm-i Mevsul” denir. Bu sözcük mevcut dil bilgisi kurallarına göre akılsız, ruhsuz, cansız maddeler için kullanılır. Türkçe`de bu geniş anlamıyla “şey” sözcüğüyle ifade edilir. Canlı, akıllı varlıklar için ise Arapça`da “men” sözcüğü kullanılır ve Türkçe`de ise bunun karşılığı “kimse” sözcüğüdür.
Bu noktada Kur`an ve Arapça dil bilgisi ilişkisi ile ilgili olarak aşağıdaki kısa bilgiyi sunmak zorunluluğunu hissediyoruz.
Kur`an ve dil bilgisi
Kur`an’ın indiği dönemde bugünkü Arapça dil bilgisi kuralları henüz belirlenmemişti. O zamanlar Arapların ellerinde birkaç şairin şiirlerinden başka yazılı metin yoktu. Sözlü kültür devam edip geliyordu. Kur`an işte böyle bir dönemde nazil olmaya başladı ve o günün Arapça`sının yapısına ve kullanımına uygun olarak geldi.
Arapça`ya ait bu günkü dil bilgisi kuralları Kur`an`ın inişinden yaklaşık 150-200 sene sonra Sibeveyh, Ahfeş (ölümü H. 177 M.793), Kisâî, İsa b. Ömer, Yunus b. Habib ve Ebu Ubeyde Ma`mer b. Müsenna gibi bilginlerce oluşturuldu. Aynen Türkçe dil bilgisi kurallarının da dilin ilk oluşumundan asırlar sonra oluşturulması gibi.
Bu nedenle, Kur`an’ın indiği zamanki Arapça dil bilgisi kuralları ile yakın zamanda oluşturulan dil bilgisi kuralları arasında fark mevcuttur. Bunları Kur`an`ın değişik yerlerinde görmekteyiz. Kur`an`ı anlamak isteyenlerin bu önemli konuyu göz önünde bulundurmaları gerekir. Aksi halde Kur`an`ı anlamakta zorluk çekilir ya da Kur`an eksik anlaşılabilir.
Bunların önemli örneklerini aşağıda veriyoruz:
a) “ma” ve “men” ismi mevsullerinin kullanımı.
Bugünkü mevcut arapça dil bilgisi kurallarına göre “ما ma” sözcüğü cansız varlıklar ve akılsız hayvanlar için (şey anlamında) kullanılır; “من men” sözcüğü de Allah, melekler ve akıllı varlık olan insan için (kişi anlamında) kullanılır.
Ne var ki Kur`an’ın indiği dönemde böyle bir ayırım söz konusu değildir. O zaman “ما ma” hem Allah için hem de insan için: “من men” de hem Allah için hem akıllı insan için hem de akılsız hayvanlar için kullanılıyordu. Şimdi bunlardan örnekler verelim.
“ما Ma” ism-i mevsulu aşağıdaki ayetlerde Allah için kullanılmıştır.
“Ve ما Ma haleka z zekere ve l ünsa” (Leyl; 3).
“Vessemai ve ما ma benaha, ve l ardı ve ما ma tahaha ve nefsin ve ما ma sevvaha” (Şems; 5-7)
Not:
İyi düşünürsek, aslında Allah için “من men” ve “ما ma” dan herhangi birinin kullanımı arasında fark yoktur. Zira Allah`ı, yaratıklarının akıllarıyla akıllı, veya yaratıklarının akılsızlığıyla akılsız gibi değerlendirmek imkânsızdır. Çünkü Allah, kullardaki akıldan da hayvanlardaki akılsızlıktan da münezzehtir. Allah`a özgü bir sözcük de olmadığına göre zorunlu olarak Arap dilindeki ifadelerden herhangi birisiyle ifade etmek zorunluluğu vardır. Aynen Allah erkek olmadığı halde hep müzekker/eril sözcüklerle ifade ettiğimiz gibi.
Şu ayetlerde de ma ism-i mevsulu insan için kullanılmıştır:
“… ما ma tabe leküm….” (Nisa; 3) dil bilgisi kurallarına göre “من طاب لكم /men tabe leküm” olmalıydı.
“… ما ma nekeha abaüküm…” (Nisa; 22). Dil bilgisi kurallarına göre “من نكح /men nekaha” olmalıydı.
“… ما ma verae zaliküm….” (Nisa; 24). Dil bilgisi kurallarına göre “من وراء /men verae” olmalıydı.
“من Men” ism-i mevsulu aşağıdaki ayette kural dışı olarak sürüngen ve dört ayaklı hayvanlar için kullanılmıştır.
“….ve minhüm من يمشى men yemşi ala batnıhi…. Veminhüm من يمشى men yemşi ala erbaın” (Nur; 45) dil bilgisi kurallarına göre “ما يمشى /ma yemşi” olmalıydı.
b) Eril zamir dişil zamir:
Bugünkü mevcut arapça dil bilgisi kurallarına göre eril sözcük için eril zamir, dişil sözcük için de dişil zamir kullanılması gerekir. Kur`an`a baktığımızda ise durum böyle değildir. Yani dişil sözcük için eril zamirin kullanıldığını da görüyoruz.
Örnekler:
“فى بطونه fi butunihi” (Nahl; 66). Dil bilgisi kurallarına göre “بطونها butuniha” olmalıydı.
“الوانه Elvanühü” (Fatır; 28). Dil bilgisi kurallarına göre “الوانها elvanüha” olmalıydı.
“ظهوره zuhurihi” (Zuhruf; 13). Dil bilgisi kurallarına göre “ظهورها zuhıriha” olmalıydı.
“فيه fihi” (Tahrim; 12). Dil bilgisi kurallarına göre “فيها fiha” olmalıydı. Halbuki Enbiya; 91`deki durum bugünkü Dil bilgisi kurallarına uygundur.
“hüm فيها fiha” (Mümin; 11). Dil bilgisi kurallarına göre “فيه fihi” olmalıydı.
“منه minhü” (Nahl; 67). Dil bilgisi kurallarına göre “ منها minha” olmalıydı.
“ثمره semerihi” (Ya Sin; 35). Dil bilgisi kurallarına göre “ثمرها semeriha” olmalıydı.
c) Sıfat tamlamaları:
Bugünkü dil bilgisi kurallarına göre de sıfat tamlamalarında sıfat ile mevsuf arasında tarif-tenkir (belirlilik-belirsizlik), tezkir-te`nis (erillik-dişillik), ifrad-tesniye-cemi` (tekillik-ikillik-çoğulluk) ve i`rab konularında uyum olması gerekiyor. Halbuki Kur`an`da bu kurala uymayan kullanımlar mevcuttur.
“Beldeten ميتا meyten” (Furkan suresi ayet 49; Zühruf suresi ayet 11; Kaf suresi ayet 11) Dilbilgisi kurallarına göre “beldeten ميتتا meyteten” olmalıydı.
Ya Sin; 33`te ise aynı tamlama bu günkü kurallara uygundur.
“gurunen beyne zalike كثيرا kesiren” Furkan suresi ayet 38) Dilbilgisi kurallarına göre “كثيرتا kesireten” olmalıydı.
“Cibillen كثيرا kesiren” (Ya Sin; 62) dil bilgisi kurallarına göre “كثيرتا kesireten” olmalıydı.
Ribbiyyune كثير kesir” (Al-i Imran; 146). Dil bilgisi kurallarına göre “كثيرة kesiretün” olmalıydı.
“Nutfetün emşac” İnsan; 2). Burada çoğul sözcük tekil sözcüğe sıfat olmuştur. Dil bilgisi kurallarına göre ya “نطفة nutfe” çoğul olmalıydı yada “امشاج emşac” tekil olmalıydı.
d) Özne yüklem uyumu
Bugünkü dil bilgisi kurallarına göre Özne ile yüklem arasında tekillik-çoğulluk, erillik-dişillik konularında da uyum olması gerekmektedir. Ama Kur`an`da buna uymayan uygulamalar mevcuttur. Örnekler:
“قال Qale nisvetin” (Yusuf; 30) dil bilgisi kurallarına göre cümlenin başında “قالت Qalet” olmalıydı.
“قالت Qalet il yehudü” (Maide; 18) dil bilgisi kurallarına göre “قال Qale” olmalıydı.
“قالت Qalet rüsülühüm” (İbrahim; 10) dil bilgisi kurallarına göre “قال Qale” olmalıydı.
“قالت Qalet il a`rabü” (Hucurat; 14) dil bilgisi kurallarına göre “قال Qale” olmalıydı.
Bu örneklerin dışında Tensiye-cem’î, harfi nefy olan “ما ma” ve
“ لاla ”nın kullanımı çoğulun tesniyesi, çoğulun çoğulu gibi daha bir çok konuda
bugünkü dil bilgisi kurallarından farklı uygulamalar mevcuttur.
Verdiğimiz bu kısa bilgi kapsamında aslında Allah için ister ma kullanılsın isterse men kullanılsın fark etmeyeceğini açıkladık.
Öyleyse bu ayeti hem Kadim Arapça`ya göre hem de yeni dil bilgisi kurallarına göre açıklamamızda yarar olacaktır.
“Ma” ile Allah`ın kastedilmesi halinde Rabbimiz, Yaratıcılığına dikkat çekmiş olmakta; erkek ve dişi yaratmanın kendi tekelinde olduğunu bildirmektedir. Aynı meseleyi Şems suresinde de göreceğiz.
Ayetteki “ma” ile akılsız varlıkların kastedilmesi halinde ise erkek ve dişinin, “şey” olarak tanımlanan, akıl sahibi olmayan bir madde tarafından yaratıldığı anlaşılmaktadır. Tabiî ki bu “şey” de Rabbimizin yarattıklarındandır ve içindekilerle beraber tüm evren Rabbimizce yaratılmıştır. Ancak gerçek hayatta görmekteyiz ki, Rabbimiz bazı “şey”lerin yaratılmasında, yine kendisinin yarattığı başka “şey”leri vesile kılmaktadır. Meselâ basit bir “ot”un bitmesi, su olmadan mümkün değildir. Nasıl ki Rabbimiz önce “su”yu yaratmış ve “su”ya “ot”u yaratma görevi vermiş ise, burada da erkeği ve dişiyi yaratma görevini yine kendi yarattığı bir başka “şey”e vermiştir. Buna göre ayetin hakikat manası aynen; “Ve erkeği, dişiyi yaratan şeye yemin olsun ki…” şeklindedir.
Fakat pek çok yazar meal ve tefsirlerinde,(!) “ما mâ” edatı üzerindeki özelliği ihmal ederek ayeti muğlak olarak; “erkeği ve dişiyi yaratana…” diye çevirmişler ve okuyanlar da bu çevirilere uygun olarak ayetteki yaratanın Allah olduğunu zannetmişlerdir.
Tefsir(!) Kaynaklarında bu ayetle ilgili olarak, “ما mâ”ya anlam kazandırabilmeye yönelik ilginç hususlar ileri sürülmüştür. Genelde mâ-i mevsul`e mâ-i masdariyye manası verilmek suretiyle yapılan bu izahların altında, aslında ayeti sağlıklı anlama gayretleri yatmaktadır.
Örnek olarak Sahih-i Buharî, Tefsir Kitabı, 342 ve 343. Bablarda yer alan 466 ve 467 numaralı rivayetlerde bu ayetin “Vezzekeri ve l ünsa (erkeğe ve kadına andolsun ki)” şeklinde olduğu iddia edilmiştir.
Bir ikinci örnek olarak, İbni Mes`ûd kıraati, vellezî haleqa z zekere ve l ünsa (erkek ve dişiyi yaratan kişiye andolsun ki)” şeklindedir.
Bir üçüncü örnek ise Kissâî kıraati “ve ma haleqahü zekere ve l ünsa (onu erkek ve dişi olarak yaratan şeye)” şeklinde olup, bunlardan başka farklı kıraat ve görüşler de vardır.
Bu konuda öncelikle şu husus bilinmelidir ki, ayette geçen “خلق halq” sözcüğü Kur`an`da sadece Allah`ın yaratması için kullanılmamıştır.
Meselâ, Fecr suresinin 8. ayetinde Rabbimiz “ülkelerde benzeri yaratılmamış olan sütun sahibi İrem`e” demek suretiyle Babil bahçelerini/ kulelerini tanımlarken “لم يخلق مثلها Lem yuhlaq mislüha (benzeri yaratılmamıştı)” ifadesini kullanmıştır. Bizler biliyoruz ki İrem`i yapan, Kur`an`daki ifadesiyle “halq” eden (yaratan) insanlardır.
Bundan başka, Rabbimiz Âl-i Imran suresinin 49. ayetinde “…انّى اخلق لكم enni ehlüqu leküm (sizin için yaratırım) …” ve Maide suresinin 110. ayetinde “ واذ تخلق ve iz tahlüqu minettıni (hani sen çamurdan yaratıyordun) …” diyerek “halq (yaratma)” sözcüğünü İsa Peygamber için, Ankebut suresinin 17. ayetinde “…وتخلقون إفكا ve tahlüqûne ifken (iftira yaratıyorsunuz) …” diyerek müşrikler için kullanmıştır.
Bu örnekler şunu göstermektedir ki; “ خلق halq” sözcüğü, sadece Allah`a ait olan “yoktan var etme” eylemi için değil, terzinin kumaştan elbise yapması, marangozun keresteden dolap yapması gibi “bir nesneden başka bir şey yapma” veya “uydurma” gibi eylemler için de kullanılmaktadır.
“Halq” sözcüğünün bu ayette (7. yüzyılda) ma-i mevsul ile kullanılışı ise, biyoloji bilimi ile tam bir mucize mahiyetindedir. Bu konuda daha fazla detay, Necm suresinin 45 ve 46. ayetleri ile Abese suresinin 18-20. ayetlerinde karşımıza çıkacaktır.
“ Ve erkeği, dişiyi yaratan şeye ant olsun ki,”
Suredeki üçüncü kasem/yemin, “ما ma” ismi mevsulu kullanılmak suretiyle erkek ile dişiyi yaratan “ما şey”e yapılmıştır. Bu durum bizi iyice düşünmeye zorlamaktadır. Maalesef ayetteki bu incelik ihmal edilerek tefsir(!) ve meal hazırlanmıştır. Ayetin gerçek anlamına kafa yorulmamış yuvarlak ifade ile geçiştirilmiştir. Şimdi ayetin orijinalini Lâtin harfleriyle de inceleyelim, vurgu yapılan sözcüğe dikkat edelim ve işin gerçeğini anlamak için kafa yoralım:
“وما خلق الذكر والانثى Ve mâ haleqa z zekere ve l ünsâ”
Ayette altını çizdiğimiz “mâ” ifadesine Arapça`da “İsm-i Mevsul” denir. Bu sözcük mevcut dil bilgisi kurallarına göre akılsız, ruhsuz, cansız maddeler için kullanılır. Türkçe`de bu geniş anlamıyla “şey” sözcüğüyle ifade edilir. Canlı, akıllı varlıklar için ise Arapça`da “men” sözcüğü kullanılır ve Türkçe`de ise bunun karşılığı “kimse” sözcüğüdür.
Bu noktada Kur`an ve Arapça dil bilgisi ilişkisi ile ilgili olarak aşağıdaki kısa bilgiyi sunmak zorunluluğunu hissediyoruz.
Kur`an ve dil bilgisi
Kur`an’ın indiği dönemde bugünkü Arapça dil bilgisi kuralları henüz belirlenmemişti. O zamanlar Arapların ellerinde birkaç şairin şiirlerinden başka yazılı metin yoktu. Sözlü kültür devam edip geliyordu. Kur`an işte böyle bir dönemde nazil olmaya başladı ve o günün Arapça`sının yapısına ve kullanımına uygun olarak geldi.
Arapça`ya ait bu günkü dil bilgisi kuralları Kur`an`ın inişinden yaklaşık 150-200 sene sonra Sibeveyh, Ahfeş (ölümü H. 177 M.793), Kisâî, İsa b. Ömer, Yunus b. Habib ve Ebu Ubeyde Ma`mer b. Müsenna gibi bilginlerce oluşturuldu. Aynen Türkçe dil bilgisi kurallarının da dilin ilk oluşumundan asırlar sonra oluşturulması gibi.
Bu nedenle, Kur`an’ın indiği zamanki Arapça dil bilgisi kuralları ile yakın zamanda oluşturulan dil bilgisi kuralları arasında fark mevcuttur. Bunları Kur`an`ın değişik yerlerinde görmekteyiz. Kur`an`ı anlamak isteyenlerin bu önemli konuyu göz önünde bulundurmaları gerekir. Aksi halde Kur`an`ı anlamakta zorluk çekilir ya da Kur`an eksik anlaşılabilir.
Bunların önemli örneklerini aşağıda veriyoruz:
a) “ma” ve “men” ismi mevsullerinin kullanımı.
Bugünkü mevcut arapça dil bilgisi kurallarına göre “ما ma” sözcüğü cansız varlıklar ve akılsız hayvanlar için (şey anlamında) kullanılır; “من men” sözcüğü de Allah, melekler ve akıllı varlık olan insan için (kişi anlamında) kullanılır.
Ne var ki Kur`an’ın indiği dönemde böyle bir ayırım söz konusu değildir. O zaman “ما ma” hem Allah için hem de insan için: “من men” de hem Allah için hem akıllı insan için hem de akılsız hayvanlar için kullanılıyordu. Şimdi bunlardan örnekler verelim.
“ما Ma” ism-i mevsulu aşağıdaki ayetlerde Allah için kullanılmıştır.
“Ve ما Ma haleka z zekere ve l ünsa” (Leyl; 3).
“Vessemai ve ما ma benaha, ve l ardı ve ما ma tahaha ve nefsin ve ما ma sevvaha” (Şems; 5-7)
Not:
İyi düşünürsek, aslında Allah için “من men” ve “ما ma” dan herhangi birinin kullanımı arasında fark yoktur. Zira Allah`ı, yaratıklarının akıllarıyla akıllı, veya yaratıklarının akılsızlığıyla akılsız gibi değerlendirmek imkânsızdır. Çünkü Allah, kullardaki akıldan da hayvanlardaki akılsızlıktan da münezzehtir. Allah`a özgü bir sözcük de olmadığına göre zorunlu olarak Arap dilindeki ifadelerden herhangi birisiyle ifade etmek zorunluluğu vardır. Aynen Allah erkek olmadığı halde hep müzekker/eril sözcüklerle ifade ettiğimiz gibi.
Şu ayetlerde de ma ism-i mevsulu insan için kullanılmıştır:
“… ما ma tabe leküm….” (Nisa; 3) dil bilgisi kurallarına göre “من طاب لكم /men tabe leküm” olmalıydı.
“… ما ma nekeha abaüküm…” (Nisa; 22). Dil bilgisi kurallarına göre “من نكح /men nekaha” olmalıydı.
“… ما ma verae zaliküm….” (Nisa; 24). Dil bilgisi kurallarına göre “من وراء /men verae” olmalıydı.
“من Men” ism-i mevsulu aşağıdaki ayette kural dışı olarak sürüngen ve dört ayaklı hayvanlar için kullanılmıştır.
“….ve minhüm من يمشى men yemşi ala batnıhi…. Veminhüm من يمشى men yemşi ala erbaın” (Nur; 45) dil bilgisi kurallarına göre “ما يمشى /ma yemşi” olmalıydı.
b) Eril zamir dişil zamir:
Bugünkü mevcut arapça dil bilgisi kurallarına göre eril sözcük için eril zamir, dişil sözcük için de dişil zamir kullanılması gerekir. Kur`an`a baktığımızda ise durum böyle değildir. Yani dişil sözcük için eril zamirin kullanıldığını da görüyoruz.
Örnekler:
“فى بطونه fi butunihi” (Nahl; 66). Dil bilgisi kurallarına göre “بطونها butuniha” olmalıydı.
“الوانه Elvanühü” (Fatır; 28). Dil bilgisi kurallarına göre “الوانها elvanüha” olmalıydı.
“ظهوره zuhurihi” (Zuhruf; 13). Dil bilgisi kurallarına göre “ظهورها zuhıriha” olmalıydı.
“فيه fihi” (Tahrim; 12). Dil bilgisi kurallarına göre “فيها fiha” olmalıydı. Halbuki Enbiya; 91`deki durum bugünkü Dil bilgisi kurallarına uygundur.
“hüm فيها fiha” (Mümin; 11). Dil bilgisi kurallarına göre “فيه fihi” olmalıydı.
“منه minhü” (Nahl; 67). Dil bilgisi kurallarına göre “ منها minha” olmalıydı.
“ثمره semerihi” (Ya Sin; 35). Dil bilgisi kurallarına göre “ثمرها semeriha” olmalıydı.
c) Sıfat tamlamaları:
Bugünkü dil bilgisi kurallarına göre de sıfat tamlamalarında sıfat ile mevsuf arasında tarif-tenkir (belirlilik-belirsizlik), tezkir-te`nis (erillik-dişillik), ifrad-tesniye-cemi` (tekillik-ikillik-çoğulluk) ve i`rab konularında uyum olması gerekiyor. Halbuki Kur`an`da bu kurala uymayan kullanımlar mevcuttur.
“Beldeten ميتا meyten” (Furkan suresi ayet 49; Zühruf suresi ayet 11; Kaf suresi ayet 11) Dilbilgisi kurallarına göre “beldeten ميتتا meyteten” olmalıydı.
Ya Sin; 33`te ise aynı tamlama bu günkü kurallara uygundur.
“gurunen beyne zalike كثيرا kesiren” Furkan suresi ayet 38) Dilbilgisi kurallarına göre “كثيرتا kesireten” olmalıydı.
“Cibillen كثيرا kesiren” (Ya Sin; 62) dil bilgisi kurallarına göre “كثيرتا kesireten” olmalıydı.
Ribbiyyune كثير kesir” (Al-i Imran; 146). Dil bilgisi kurallarına göre “كثيرة kesiretün” olmalıydı.
“Nutfetün emşac” İnsan; 2). Burada çoğul sözcük tekil sözcüğe sıfat olmuştur. Dil bilgisi kurallarına göre ya “نطفة nutfe” çoğul olmalıydı yada “امشاج emşac” tekil olmalıydı.
d) Özne yüklem uyumu
Bugünkü dil bilgisi kurallarına göre Özne ile yüklem arasında tekillik-çoğulluk, erillik-dişillik konularında da uyum olması gerekmektedir. Ama Kur`an`da buna uymayan uygulamalar mevcuttur. Örnekler:
“قال Qale nisvetin” (Yusuf; 30) dil bilgisi kurallarına göre cümlenin başında “قالت Qalet” olmalıydı.
“قالت Qalet il yehudü” (Maide; 18) dil bilgisi kurallarına göre “قال Qale” olmalıydı.
“قالت Qalet rüsülühüm” (İbrahim; 10) dil bilgisi kurallarına göre “قال Qale” olmalıydı.
“قالت Qalet il a`rabü” (Hucurat; 14) dil bilgisi kurallarına göre “قال Qale” olmalıydı.
Bu örneklerin dışında Tensiye-cem’î, harfi nefy olan “ما ma” ve
“ لاla ”nın kullanımı çoğulun tesniyesi, çoğulun çoğulu gibi daha bir çok konuda
bugünkü dil bilgisi kurallarından farklı uygulamalar mevcuttur.
Verdiğimiz bu kısa bilgi kapsamında aslında Allah için ister ma kullanılsın isterse men kullanılsın fark etmeyeceğini açıkladık.
Öyleyse bu ayeti hem Kadim Arapça`ya göre hem de yeni dil bilgisi kurallarına göre açıklamamızda yarar olacaktır.
“Ma” ile Allah`ın kastedilmesi halinde Rabbimiz, Yaratıcılığına dikkat çekmiş olmakta; erkek ve dişi yaratmanın kendi tekelinde olduğunu bildirmektedir. Aynı meseleyi Şems suresinde de göreceğiz.
Ayetteki “ma” ile akılsız varlıkların kastedilmesi halinde ise erkek ve dişinin, “şey” olarak tanımlanan, akıl sahibi olmayan bir madde tarafından yaratıldığı anlaşılmaktadır. Tabiî ki bu “şey” de Rabbimizin yarattıklarındandır ve içindekilerle beraber tüm evren Rabbimizce yaratılmıştır. Ancak gerçek hayatta görmekteyiz ki, Rabbimiz bazı “şey”lerin yaratılmasında, yine kendisinin yarattığı başka “şey”leri vesile kılmaktadır. Meselâ basit bir “ot”un bitmesi, su olmadan mümkün değildir. Nasıl ki Rabbimiz önce “su”yu yaratmış ve “su”ya “ot”u yaratma görevi vermiş ise, burada da erkeği ve dişiyi yaratma görevini yine kendi yarattığı bir başka “şey”e vermiştir. Buna göre ayetin hakikat manası aynen; “Ve erkeği, dişiyi yaratan şeye yemin olsun ki…” şeklindedir.
Fakat pek çok yazar meal ve tefsirlerinde,(!) “ما mâ” edatı üzerindeki özelliği ihmal ederek ayeti muğlak olarak; “erkeği ve dişiyi yaratana…” diye çevirmişler ve okuyanlar da bu çevirilere uygun olarak ayetteki yaratanın Allah olduğunu zannetmişlerdir.
Tefsir(!) Kaynaklarında bu ayetle ilgili olarak, “ما mâ”ya anlam kazandırabilmeye yönelik ilginç hususlar ileri sürülmüştür. Genelde mâ-i mevsul`e mâ-i masdariyye manası verilmek suretiyle yapılan bu izahların altında, aslında ayeti sağlıklı anlama gayretleri yatmaktadır.
Örnek olarak Sahih-i Buharî, Tefsir Kitabı, 342 ve 343. Bablarda yer alan 466 ve 467 numaralı rivayetlerde bu ayetin “Vezzekeri ve l ünsa (erkeğe ve kadına andolsun ki)” şeklinde olduğu iddia edilmiştir.
Bir ikinci örnek olarak, İbni Mes`ûd kıraati, vellezî haleqa z zekere ve l ünsa (erkek ve dişiyi yaratan kişiye andolsun ki)” şeklindedir.
Bir üçüncü örnek ise Kissâî kıraati “ve ma haleqahü zekere ve l ünsa (onu erkek ve dişi olarak yaratan şeye)” şeklinde olup, bunlardan başka farklı kıraat ve görüşler de vardır.
Bu konuda öncelikle şu husus bilinmelidir ki, ayette geçen “خلق halq” sözcüğü Kur`an`da sadece Allah`ın yaratması için kullanılmamıştır.
Meselâ, Fecr suresinin 8. ayetinde Rabbimiz “ülkelerde benzeri yaratılmamış olan sütun sahibi İrem`e” demek suretiyle Babil bahçelerini/ kulelerini tanımlarken “لم يخلق مثلها Lem yuhlaq mislüha (benzeri yaratılmamıştı)” ifadesini kullanmıştır. Bizler biliyoruz ki İrem`i yapan, Kur`an`daki ifadesiyle “halq” eden (yaratan) insanlardır.
Bundan başka, Rabbimiz Âl-i Imran suresinin 49. ayetinde “…انّى اخلق لكم enni ehlüqu leküm (sizin için yaratırım) …” ve Maide suresinin 110. ayetinde “ واذ تخلق ve iz tahlüqu minettıni (hani sen çamurdan yaratıyordun) …” diyerek “halq (yaratma)” sözcüğünü İsa Peygamber için, Ankebut suresinin 17. ayetinde “…وتخلقون إفكا ve tahlüqûne ifken (iftira yaratıyorsunuz) …” diyerek müşrikler için kullanmıştır.
Bu örnekler şunu göstermektedir ki; “ خلق halq” sözcüğü, sadece Allah`a ait olan “yoktan var etme” eylemi için değil, terzinin kumaştan elbise yapması, marangozun keresteden dolap yapması gibi “bir nesneden başka bir şey yapma” veya “uydurma” gibi eylemler için de kullanılmaktadır.
“Halq” sözcüğünün bu ayette (7. yüzyılda) ma-i mevsul ile kullanılışı ise, biyoloji bilimi ile tam bir mucize mahiyetindedir. Bu konuda daha fazla detay, Necm suresinin 45 ve 46. ayetleri ile Abese suresinin 18-20. ayetlerinde karşımıza çıkacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder